2 Temmuz 2015 Perşembe

Kendime Not


Dönüp de son üç yılıma baktığımda, öyle kırılma noktalari görüyorum ve  Öyle farklı şeyler yaşadım ki. Kendi icimde halletmeye çalıştıkca kendime oldu zararim. Fakat insanlar... ah insanlar... bilmezler uç noktalardaki davranislarin sebeplerini. Herkesin her"kes"e dair bir yorumu vardir. Bir önyargisi, bir müthiş tespiti, bir peşin hükmü. Sadece yorum. Sadece yorar ve gecerler. Halbuki gozlerin yalvariyordur "bana bi bak, beni bi dinle, bana bir sor, bana bir çare" diye. Gel gör ki; gözleri gözlerden kaçırmak daha kolaydir. Her intihar haberinin ardindan düşünürüm, gozleri kime/kimlere yalvardi acaba bu insanın, diye.  Kim görmedi gözlerini? Kim duymadi sesini? Bazisi vardir; sessizliginden bile duyar sesini. Bazisi vardir, attığın kanlı canlı çığlığı bile duymaz. Birkac yil once bir arkadas bana " gozlerin cok yorgun bakıyor" dediginde şaşırmistim. Ilk işim aynaya bakmak oldu. O zaman gördüm ilk izleri. Halbuki ben bile farkinda degildim yorgunluğumun. Kendisi bilmese de bana iyi gelen insanlar da vardi elbet. Gerci ben, En cok da onlari kırdım. Hani sonradan danklar ya insanin kafasina,dannnnk dedi durdu kafamda. Bi silkindim. ALLAHHHH dedim, ya Allah, sen oradasin, ben niye aradim bir başkasını? Sonra birsey oldu. Ne oldu? Bilmiyorum. Allah da birakti sanki beni. Bilmiyorum. Bilmiyorum. O izler gözlerimle yetinmedi. Her yerim yorgun şimdi. En cok da yavruma bakinca düşüyor gardım. Sen diyorum, benden iyisini hakediyordun aslında. Ama senin bütün dünyan "ben"im. Ne bileceksin, nereden bileceksin? "Bir cihan Kafes" geliyor hep aklıma. Anneni kötü bilme, diyorum içimden. Dualarimda hep bu oluyor.

18 Haziran 2015 Perşembe

Ağva Nedir Ne Değildir :)

Tembel bloggerınız geri geldi :)

inanın son postu yazdığımda fena halde gaza gelmiştim aslında. Yazacaktım surekli. Gazım çabuk bitmiş :) neyse, görmediniz duymadınız bilmiyorsunuz tamam mı :)

Biz bu ara ufak bir kaçamak yapip Ağva'ya gittik. Iki yaşında bir çocukla arabasız olarak uzun yol yolculuğunun çok zor olacağını düşündüğümüz için anca Ağva'ya gelebildik. Tabi eşimin babannesinin burada evinin olması da geçerli bir sebepti :)


Ağva'ya daha önce de bir iki kez gelmiştik. Fakat son iki üç senede daha güzelleşti. Meydana kocaman bir alan yapıldı. Çocuklar koşturup duruyor. Az ileride fener var. Plaj güzelleşti. Önceden plajda çadır kurulan alanlar vardi. Onlar kalkti. Dere kenarina yürüyüş yolu yapıldı. 


Evden çıkıp dere kenarinda yürüyerek plaja, fenerin oraya gidip bir balık ekmek yiyip çay icerek gün batımını beklemek güzel oluyor. Tabi bizim oğlanı zaptedebilirsek :)
Evet Ağva güzel. Küçük bir sahil kasabasi. Tam benim sevdiğim gibi yani. Güzel bir dönemde geldik, kalabalik değil. Sessiz ve sakin. 


Benim asil bahsetmek istediğim şey Ağva'nın güzelliğinden ziyade burada keşfettiğimiz bir mekan. Genelde balık restoranlari var doğal olarak. Ve hemen hemen hepsi alkollü. Bir akşam güzel bir yemek yiyelim dedik ve internetten burada güzel bir mekan araştırmasına girdiğimizde Kasapoğlu Steak restoranın çok övüldüğünü gördük. Fakat numarasini bulamadik. Hem zaten şarap evi olduğu yaziyordu. Vazgeçtik. Sonra çarşıdaki kasap dukkaninin da aynı isim olduğunu görünce sorduk ve restoranin da kendilerine ait olduğunu üstelik alkolsüz olduğunu öğrendik. 


Hemen Ağvanin tek taksisine atlayip mekâna gittik :) yürüyerek de gidilebilir ama biz üşendik :)


Kapisindan iceri girer girmez "iyi ki gelmişiz" dedik. Güzel bir bahcesi var. Bahcede masalar ve Salıncak. Bir de yarı kapalı bir alan var. Biz orada oturduk. Tek musteri bizdik, o günkü genek sakinlik sebebiyle. Kofte ve sucuklari zaten meşhurmuş. Köfte ve steak siparisi verdik. Cok ilgililerdi. Köfte de et de hem lezzetli hem makul fiyatlı hem dolu dolu hem de güzel pişmişti. Salata ve patates kızartması da istemistik. Kocama bir tabakta geliyor ikisi de. Ha bir de önden aci bir ezme getiriyorlar ki bandirip yemeye doyamadik :)


Yemeğin üstüne dopdoğal oporganik salincakta azcık keyif de yaptık :)





Masanin yanindan bize daha doğrusu yemeklere bakan minnoşu da sevindirdik :)


Sonra dere kenarina doğru yürüdük çay icmek icin fakat hic bir yer bize çay vermedi :) çaylari yokmus. Yada cafe kısmı açık değilmiş. Zira mekanların çoğu otellere ait ve geneli boştu. Bu sefer üşenmeyip merkeze kadar geri yürüyüp çayımızı icip evin yolunu tuttuk. 

Ağvaya gelip de alkolsüz nekan arayanlar olur diye bu mekani bloğuma ekleyeyim dedim. Canı çekenler olduysa hakkını helal etsin. Amme hizmeti yapıyoruz neticede :P

25 Şubat 2015 Çarşamba

Orada Kimse Var Mı :)

Amanin amanin ne kadar da uzun zaman olmus ben buralara gelmeyeli :) bloğu olup da uzuuuuuun süre hic bir sey yazmayan bloggerlara sinir olurdum halbuki ben. Aaah ahh :) Aslinda sanal dünyadan hic kopmadim. Son postumda da bahsettigim gibi sosyal medyada var olmaya devam ettim. Hatta bir de instagrame dadandim ki sormayin gitsin. Elde telefon oldukca şıkır şıkır cekip ekliyor insan. Aslinda blog hep aklimdaydi ve huzursuzdum ilgilenmedigim icin. Hatta bir ara twitterda bloglara geri dönüş cagrisi bile yapılmıştı da sıkıntı basmışti beni, donemeyince. Bugün şeytanın bacağını bi kirayim dedim. Once Şifremi hatirlamak uzun sürdü. Sonra da nasil yayin yapıyorduk diye düşündüm :) Yazi ayarlarini falan hâlâ kontrol edebilmis değilim. Yayınladığımda nasil görünecek bilmiyorum :) Ama simdilik bir ses vermis olayim da sonra ayrintili bakarim inşallah. Hadi bakalim hoşgeldim ben :)

13 Eylül 2012 Perşembe

Tantitoni Kek Kalıbı ve Pudingli Kek

Sosyal medya kayatımızın vazgeçilmesi oldu gibi farkında mısınız? Yani benim öyle :) F.acebook artık pek sarmıyr ama twitterdan çıkmak bilmiyorum :) Twitter'ın en güzel yanlarından biri, sevdiğimiz markaların birçoğuyla anında iletişime geçebiliyor olmamız bana göre. Yada herhangi bir sorun yaşadığımız herhangi bir firmayla da twitter üzerinden sorunumuza çözüm bulabiliyoruz. Twitter hesabı olmayan ve yahut olsa bile etkin kullanmayan-kullanmayı akıl edemeyen firmalara da uyuz oluyorum. Bence bu çağda büyük bir eksiklik bu bir firma/marka için.



Twitterı etkin kullanan markalardan biri de hiç şüphesiz TANTİTONİ ! Her sorunuza mutlaka cevap veriyorlar. Bir sorun yaşadıysanız çözmek ve telafi etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ve sık sık yarışma yapıp hediye veriyorlar. Bu da ayrı bir hoşluk :)


Ben de birgün Tantitoni twitter hesabından bir konu hakkında görüşürken güzel bir jest yapıp bana bu silikon bölmeli kek kalıbını yolladılar :) O kadar mutlu oldum ki. Zaten sevdiğim bir marka idi ve ürünlerini kullanıyordum. Bu jestlerinden sonra daha da sevdim onları :))
Ben de o heyecan ve hevesle hemen Müge'nin tariflerinden birini denedim. Tarif harikaydı! Kalıp da güzeldi. Bölmelerden çıkar mı acaba kekler diye endişe etmiştim ama kolayca çıktılar.



Tabi ben acemiliğin verdiği beceriksizlikle kek hamurunu kalıbın etrafına bulaştırmasaydım daha iyi olacaktı :) Bir de gece çektiğim için görüntü pek hoş görünmüyor :)

Malzemeler:

4 Yumurta
1 Su Bardağı Toz Şeker
1 Su Bardağı Süt ya da Yoğurt (her iki şekilde de güzel oluyor)
1 Su Bardağı Sıvı Yağ
2 Su Bardağı Un
1 Paket Kakaolu Puding
1 Paket Kabartma Tozu

Yapılışı:

Yumurtaları şekerle beraber iyice çırpıyoruz. Süt yada yoğurdu ekleyip biraz daha çırptıktan sonra sıvıyağı ekleyip çırpmaya devam ediyoruz. Bir kapta un-kabartma tozu-pudingi karıştırıyoruz. Sonra bu unlu karışımı çırptığımız önceki karışıma ekliyor ve biraz daha çırpıp birbirine karıştırıyoruz. Sonra kek kalıbına-borcama-tepsiye yani neye istersek ona döküyor ve 175 derece fırında pişiriyoruz. Afiyet olsun.

23 Ağustos 2012 Perşembe

SUR OCAKBAŞI'NDA GELSİN KEBAPLAR TATLILAR :)

Birkaç ay önce, gittik, yedik, geldik.

Eşim sağolsun kebaba pek düşkündür. Yöresel yemekleri de, hangi yöreye aitse orada yemeyi, yöresine gidemiyorsa da yakında o yemeği en güzel yapan yerde yemeyi sever. Ayy bu nasıl bir cümle oldu çözemedim :)
Büryanı ben Van yada Bitlis'te yemiştim ve bayılmıştım! Eşim hiç yememiş. Yiyelim istedik ve biraz araştırdıktan sonra, büryanı İstanbul'da meşhur eden yerlerden birinin de Fatih'teki Sur Ocakbaşı oldugunu öğrendik ve gittik.



Fatih' pek bilmiyor olmamaıza rağmen, kebapçının yerini kolay bulduk. Kadınlar pazarı denilen yer zaten çok bilinen bir yer. Sora sora gittik bulduk. İçerisi çok kalabalıktı. Ve yemeğini yiyenleri pek masada tutmuyorlardı :) Hemen kalkmalısınız ki sizden sonra gelen biri de hemen otursun ve yemeye başlasın :) Çok net hatırlamasam da servis çok yavaş değildi sanırım.



Ben büryanı önceden yediğim ve çok beğendiğim için yine yemek istedim. Büryan kebabı kuzu etinden yapılıyor. Bilseydim yemezdim :) But ve kemikleri ayrılan etler, çengeller ile 2.5 metre derinliğinde bir kuyuy içerisinde, askıda kalarak yani direkt ateşe temas etmeden pişiriliyor. Pişirme işlemi sırasında kuyunun kapağı kapatılarak etrafı üstten hiç hava almayacak şekilde çamurla kaplanıyor. Etler kuyuya odun ateşinin köz haline gelmesinden sonra asılıyor. Askıda pişen etlerin altına büyükçe bakır bir kazan konuluyor. Kemikli etler bu kazan içerisinde pişerken, bu etlerin buharıyla yukarıda asılı olan çengele asılı durumdaki ikiye bölünmüş olan kuzunun bütünü pişiyor. Askıdaki etlerin eriyen yağları alttaki bakır kazana damladıkça, oradaki kemikli etlerin pişme süresi ile askıdaki etlerin pişme süresi eşitlenmiş oluyor. Yapımı gayet yorucu ve zahmetli bir işmiş. Daha ayrıntılı bilgiyi bu adresten alabilirsiniz. Verdiğim link başka bir kebapçıya ait ama olsun. Sur ocakbaşı da sitesine koysaymış bilgiyi, onun linkini verirdim dimi :)
Evet ben Büryan söyledim ama çok da hoşuma gitmedi. Halbuki çocukken çok beğenmiştim. Belki de çok açtım o zaman bilmiyorum ki :) Belki de kuzu etinden dolayı beğenmedim. Yavan geldi tadı bana. O yüzden benim damak tadıma güvenmeyin ve deneyin derim.



Eşim de şu yukarıdaki karışık kebabı aldı :) Tabi ben de ortak oldum yerken :P Kebapları gayet güzeldi. Beğendik.



Yanında da ayran aldık. Böyle minik bir bakır tasta geliyor ve minik bakır kepçeyle içiyorsunuz ayranı :) Çok beğendik, lezizdi ayranları.



Buranın bir de tatlısı meşhurmuş. Özel sur tatlısı. Bildiğiniz dondurmalı irmik helvasının bir değişiği sanırım. İçinde yumurta var diye düşündüm ben. Çünkü hem sarıydı hem de irmikler dağılmıyordu. Ben yumurta yemem ama beni rahatsız etmedi. Gerçi safran da oalbilir sarı rengi veren bilemiyorum. Sordum ama söylemediler, bize özel dediler. Siz giderseniz ve öğrenebilirseniz bana da söyleyin bari :)

Pat diye bitirmek gibi olmasın ama bu yazı da burada bitti :) Yeni bir yere gidersek söylerim olur mu :)

Aslında Ümraniye'de, bizim beyin canı kebap istediğinde gittiğimiz bir kebapçımız var, tanıtmalıyım size. Sonra Dönerci Celal Usta var. Hmmm, tamam bir dahaki gidişlerimizde ikisinin de fotoğraflarını çekip sizlerin beğenisine ve bilgisine sunayım ben :) Haydi iyi günler size.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Lezzetli ve Kolay Patlıcan Kebabı



Sık yemek yapmamayı, yaptığımda fotoğrafını çekmeye fırsat bulamamayı falan geçtim, bir de fotoğraflarını taslağa eklediğim halde tarifini ekleyip de yayınlamaya üşendiğim yemeklerim var benim :) İftar sofraları için fellik fellik kolay ve güzel yemek tarifleri ararken, o taslaklardan biri geldi aklıma. Sizi bundan mahrum etmemeliyim diye düşündüm :)
Benim sebzelerle aram iyi değildir. Yediğim üç sebze var: Karnıbahar, beyaz lahana ve taze fasulye. Bitkisel bir hayatım yok yani anlayacağınız. Ama şükür ki kızartmalarla da pek aram yok. Hatta kızartma yapmaktan nefret ederim. Hem ocak ve mutfak batıyor hem de bizim mutfak amerikan oldugu için evin heryerine koku siniyor. O yüzden mümkün oldugunca kızartmalı tarifler yapmamaya çalışıyorum. Fakat bu tarif o kadar kolay ve o kadar lezzetli görünüyordu ki denemek istedim. Evet, göründüğü gibi kolaymış. Etraf da batmadı. Ben yemediğim için bilmiyorum ama yiyenler de çok lezzetli buldu. E bi deneyin de sizin de fikirlerinizi alalım o zaman dimi?



MALZEMELER:

5-6 adet patlıcan
2-3 adet domates
1 adet soğan
2-3 adet yeşil biber
2 diş sarımsak
1 yemek kaşığı biber salçası
Yarım kg kıyma
sıvı yağ
tuz
Karabiber-pulbiber
1 çay bardağı su

YAPILIŞI:

Patlıcanları yıkayıp alacalı soyduktan sonra küp küp doğruyoruz. Sıvıyağı bir tencereye kızdırıp, harlı ateşte patlıcanlarımızı soteliyoruz.
Sotelenen patlıcanları, bir fırın kabına alıyoruz.Aynı tencereye kıymayı koyup, suyunu çekene kadar pişiyoruz. Yemeklik doğradığımız soğanı, domatesi ve biber salçasını ekleyip biraz daha pişiriyoruz. Sonra baharatları, ezilmiş sarımsağı ve 1 çay bardağı suyu ilave edip bir iki dakika daha pişirdikten sonra bu karışımı patlıcanların üzerine yayıyoruz. Üstüne domates ve biber dilimleri koyup 175 derece fırında 20 dakika kadar pişiriyoruz.
Afiyet olsun.





NOT: Tarif bu sayfadan alınmıştır.