22 Ocak 2010 Cuma

....


Hayal kırıklığı...
"Keşke"siz bir hayat var mıdır acaba? Verdiğimiz kararların acı sonuçlarını hep tek başına mı çekmek zorundayız? "Keşke" dememek için çaba üstüne çaba harcarken, seyircilerin fazla olması mı yoksa yardım etmesini gönülden istediğin tek bir seyircinin boş gözlerle umursamazlığın içine daldıkça dalması mı daha kötüdür?
Hayal kurmasaydım, kırılacak bir hayalim de olmazdı dimi? Adımımı mutluluğa mı yoksa sis gibi ağır ağır çöken mutsuzluğa mı attığımı bilsem, geri mi çekilirdim yoksa hayalimin peşinden gitmek için gözlerimi kapatarak mı atardım o ilk adımı ve devamındakileri?
Ama onlar benim hayallerimdi, siz neden bozdunuz ki?
Bir vapur iskelesinde saatlerce otururken; gülen, somurtan, tedirgin, alaycı, kuşkulu, küçümseyen suratları seyretmek beni daha da içime kapatıyorsa, gittikçe daha da mı yalnızlaşıyorum demektir?
"Sen böyle değildin." diyorlarsa,sebebin "Sen neden böyle oldun?" diye soracak kimsenin olmayışı oldugunu kime ve nasıl anlatabilirim ki? Hangi cümleleri kurarsam hissederler yalnızlığımı? Hangi cümleleri kurarlarsa silkinir ve umudu görürüm? Derdimi küçümseyenin derdini küçümseyemeyişimin nedeni nedir? Farkına vardığım ama ömür boyu sadece içimde taşımak zorunda kaldıklarımı anlatamıyor oluşumdandır dertsizmiş gibi görünüşüm. Kim anlar, kim bilir?
"Consume, obey, die"
Tükettim (kendimi), itaat ettim (susmam gerektiğini zorla hissettirenlere) ve öl..medim henüz. Bedenen... Ruhen?
Yıllar önce Makbule, dört gözle beklediğim mektuplarından birinde "Silkelenmeye ihtiyacın var, o kadar tozlanmışsın ki..." dedi. Şimdiki halimi görse? Göremez ki. Kaybettim izini. Neredesin Makbule? Bana yine mektuplar yazsan? Cinnet mi geçirdin cinayet mi işledin? Neden kayboldun Makbule? Ben seni seviyordum oysa. O simsiyahlığın hoşuma gidiyordu. Simsiyah ayakkabılar, simsiyah kıyafetler, simsiyah bir sırt çantası ve başında simsiyah bir eşarp. Saçların da mı simsiyahtı, hiç görmedim bilmedim... Asıl silkelenmesi gereken sendin, ama bunu söylemedim sana hiç. Bencildim. Yada fazla merhametli. Şimdi gelsen söyler miyim bilmiyorum. Önce beni silkelesen? Ne ara bu kadar toz bağladım ben? Yavaş yavaş mı oldu aniden mi?
Hııhı evet çok neşeliyim ben. Cıvıl cıvıl... Çünkü tozlarım renkli. Cam tozları. Rengarenk. Ama cam. Batıyor...
Lay la lay lay lay looomm...

Not: Pembeyi bu yüzden mi çok seviyorum?

4 yorum:

sümeyye dedi ki...

heeeey noliii!!!!

edebihalim dedi ki...

merhaba canım

sonbaharı yeni keşfettim ben... sezen aksu dan kurşuni renkeler adlı bir şarkıya takıldım bu aralar... yalnızlığın yok aslında senın derdınle dertlenen öyle çok kimse var ki... sen etrafındakı kalabalıgı goremeyecek kadar körsün.. aç gözlerini...edebihalim

kirazzade dedi ki...

Sümeyye, anlık bunalımlar. Yada uzun zamanlık birikmişlerin zaman zaman ortaya çıkışlarından biri diyelim. Geçiyor...
Edebihalim, derdimle dertlenenleri sen görebiliyorsun da ben neden göremiyorum? Gerçekten çok mu körüm acaba? Yada benim için dertlenen gizlenmeye çok mu meraklı?

sümeyye dedi ki...

bak ne dicem adaş,anlık bence
ve insan bunaldığında o an anlamsız ve önemsiz gelse de inan k nasıl bakarsan öyle görürsün.. petunyaya yaptıgım bır yorumda da demıstım ama
örneğin bugun cumartesı dıye cok mutluydum bır cok sey yapabıldım ve yarın da tatıl dıye ıcım ferahtı..ama eşimin olmayısı aklıma ara ara fena düştü.. uzaklaştırdım kendimi.. değilse mahfolacaktı günüm.. bunlar en sıradanı ama şuan kendımı şükürle de doldurabılırım keşkeyle de, ah ve vah ile de..
(bol dua etmek lazım,Allah'tan daha fazla kım kontrol edebılır herseyı?) ;)
dualaşalım :)